Güney Afrika’daki Matric Baloları: Lise Mezuniyet Gecelerinin ‘Met Gala’sı
Güney Afrika’daki görkemli matric baloları, öğrencilerin kırmızı halıda yürüdüğü ve lüks kıyafetlerle katıldığı, lise mezuniyet gecelerinin adeta Met Gala’sı olarak görülüyor.

Güney Afrika’daki lise öğrencileri final sınavlarını tamamlamadan önce, mezuniyetlerini kutlamak için düzenlenen görkemli “matric balosu” (matriculation ball) gecesinde kırmızı halıda yürürler. Okuldan okula değişse de bu balolar, zamanla mini bir Met Gala olarak anılmaya başlamıştır. Bridgerton temalı kıyafet kodlarından pahalı gece elbiselerine, klasik arabalarla yapılan gösterişli girişlerden meraklı kalabalıklara kadar her şey, öğrencilerin hayatlarının en özel gecesinde ilk büyük izlenimi yaratmak için hazırlanır. Bu nedenle Güney Afrika matric balosu, bugün “lüks mezuniyet balosu”, “kırmızı halı mezuniyet geleneği” ve “gösterişli lise balosu” gibi anahtar kelimelerle sıkça aranan kültürel bir etkinlik haline gelmiştir.
Güney Afrikalı fotoğrafçı Alice Mann, bu görkemli mezuniyet ritüellerini beş yıl boyunca belgeledi. Çalışmaları, The Night is Young adlı yeni fotoğraf kitabında toplandı ve IDEA Books tarafından yayımlandı. Fotoğraflarında, tamamen beyaz banket salonlarının fırtına öncesi sakinliği, taç takan öğrencilerin peri ışıkları önünde poz vermesi ve dans pistlerinin gecenin enerjisiyle aydınlanması gibi sahneler dikkat çekiyor. Bu görseller, Güney Afrika gençlik kültürü, mezuniyet balosu modası ve kırmızı halı lise balosu atmosferini güçlü biçimde yansıtıyor.
Mann, Londra’dan yaptığı bir görüntülü röportajda bu etkinliklerin büyüklüğünü şöyle anlatıyor:
“Bunlar gerçekten devasa etkinlikler. Sekizinci sınıftan itibaren o geceyi hayal etmeye başlıyorsunuz. Beklentinin yarattığı inanılmaz bir heyecan var.”

Matric baloları, kültürel olarak en çok ABD’deki lise mezuniyet balolarına (prom) benzetiliyor. Hollywood filmleri sayesinde daha tanınır hale gelen bu balolar da artık sosyal medyanın etkisiyle daha da görkemli hale gelmiş durumda. Mann’a göre bugün Güney Afrikalı birçok lise öğrencisi, bu özel geceyi belgelemek için kişisel fotoğrafçılar bile tutuyor. Ancak ona göre matric baloları zaten her zaman abartılı, lüks ve gösterişli etkinliklerdi.
2000’li yılların sonunda kendi matric balosunu hatırlayan Mann, o gece temanın Yunanistan olduğunu ve kendisinin parlak altın bir gece elbisesi giydiğini söylüyor. Erkek arkadaşı ise geleneklere biraz meydan okuyarak dar kot pantolon tercih etmiş. Mann, o gece çekilen biraz “garip” fotoğrafların hâlâ saklandığını ve ikilinin bugün hâlâ birlikte olduğunu gülerek anlatıyor.

Fotoğrafçı olarak Mann, öğrencilerin o gece adeta yeni bir kimliğe büründüğünü gözlemlediğini söylüyor.
“Çok yetişkin görünüyorlar ama hâlâ büyük bir masumiyet var. Topuklu ayakkabılarla yürüyemiyorsunuz ve yüzlerce insanın arasında kalınca şaşkına dönüyorsunuz.”
Ancak birçok büyük kutlama gibi matric balolarının da güçlü sosyoekonomik boyutları bulunuyor. Bazı aileler kolayca tasarımcı elbiseler satın alabilirken, bazı öğrenciler kıyafetlerini ödünç alıyor ya da kendi elleriyle dikiyor. Hatta bazıları etkinliğe katılmayı bile karşılayamıyor. Mann’a göre kimi aileler ise aylarca para biriktirerek baştan aşağı hazırlanan kıyafetler ve evde düzenlenen kutlamalar için bütçe ayırıyor. İlginç bir şekilde bazen daha az imkânı olan aileler, bu geceyi başarının sembolü olarak gördükleri için daha büyük çaba gösteriyor.
Mann şöyle diyor:
“Bazıları ailelerinde bu noktaya gelen ilk kişi oluyor. Herkes için kolay değil. Herkesin matric seviyesine gelip mezun olması garanti değil.”

Mann projeyi farklı okullarla çalışarak yürüttü ve öğrencilerin çeşitli sosyal arka planlarını yansıtmaya çalıştı. Çekimlerin büyük kısmını ise kendi doğup büyüdüğü şehir olan Cape Town’da gerçekleştirdi. Güney Afrika hâlâ ırk ve sınıf farklılıklarının güçlü şekilde hissedildiği bir toplum ve Mann bu projeye başlamadan önce şehrin en tehlikeli bölgelerinden birindeki öğrencinin hayatını matric sınavına kadar takip ettiği başka bir çalışmayı tamamlamıştı.
Mann’ın fotoğraf pratiği genel olarak Güney Afrika gençlik kültürüne, gençlerin moda ve kimlik ilişkisine odaklanıyor. Özellikle kıyafetlerin bireyin kimliğini nasıl şekillendirdiği onun ilgisini çeken konular arasında. 2010’ların sonunda yayımladığı “Drummies” adlı serisiyle büyük tanınırlık kazandı. Bu proje, ülkedeki genç kadın davul majoreti gruplarını konu alıyor ve 2021’de kitap olarak yayımlandı.
Mann’a göre kıyafetler insanların kimliklerini adeta bir sahne performansı gibi ortaya koymalarına yardımcı oluyor:
“Ne giydiğinize bağlı olarak bir kimlik sergiliyorsunuz. Hepimiz bunu anlayabiliriz; bir kıyafet giydiğinizde adeta bir karaktere bürünüyorsunuz.”

Bu performans fikri, Mann’ın fotoğraf serisinin tamamına yayılıyor. The Night is Young kitabının kapağında altın elbiseli genç bir kadın, Rönesans tablolarını andıran bir pozla şezlong üzerinde oturuyor. Arkasında LED ışıklarla aydınlatılmış gül panosu bulunuyor ve kabloların prizlere uzanması sahnenin aslında nasıl kurulduğunu gösteriyor. Diğer fotoğraflar da benzer şekilde romantik ve gündelik unsurları bir araya getiriyor: sisli orman dekorları, büyük şamdanlar ve kitsch arka planlar önünde poz veren şık öğrenciler gibi.
Mann çekimleri okulun içinde yaptığı için öğrencilerin dramatik girişlerini çoğu zaman kaçırdı. Ancak sonradan bazı öğrencilerin motosiklet konvoyuyla ya da at arabasıyla geldiğini duyduğunu söylüyor.
Fotoğraflardan birinde omzu açık yeşil elbiseli bir öğrenci boş kırmızı halı önünde poz veriyor. O gece mekâna ilk gelen kişi olduğu için tüm alan sadece ona ait. Mann ayrıca yalnızca kız öğrencilerin değil, erkek öğrencilerin de moda konusunda oldukça cesur olduğunu fark ettiğini söylüyor. Renkli takım elbiseler, dokulu kumaşlar, takılar, altın bastonlar ve saç renkleriyle uyumlu aksesuarlar gecenin stilini tamamlıyor. Bu da mezuniyet balosu modası, gençlik stili ve lise balosu trendleri açısından dikkat çekici bir tablo oluşturuyor.

Bu baloların enerjisi Mann’ı derinden etkilemiş. Her etkinlikten sonra gençlerin ne kadar yol katettiklerini kutladığını görmek ona umut veriyormuş.
“Dünyada çok fazla kötü haber var. Ama bu proje üzerinde çalışırken gençlerle vakit geçirdiğimde her seferinde biraz daha umutlu ayrıldım. Onların ne kadar olgun, bilinçli ve empatik olduğunu görmek gerçekten etkileyiciydi. Ben 17-18 yaşındayken bu kadar farkındalıklı değildim. Onlar dünyaya çok daha açık bakıyorlar.”







